Mark Chussil

“Huntington Hartford, A&P ​​süpermarket zincirinden kazanılmış büyük bir servetin mirasçısı ve bu servetin çoğunu bir girişimci olarak hayallerinin peşinden koşmaya harcayan kişi, sanat patronu ve boş zaman insanı, Pazartesi günü Bahamalar Lyford Cay’deki evinde hayatını kaybetti.” diye yazdı New York Times gazetesi, 2008’de, ” 90 milyon dolar tutarında miras kaldı ve bunun 80 milyon dolarını kaybetti “diye açıklayarak.

Hesapladım, Bay Hartford tamamen yoksul sayılmazdı, nihayetinde hala 10 milyon doları vardı.

Wall Street Journal dergisi de onunla ilgili bir sayfa yaptı. “Huntington Hartford, 97, hayallerinin peşinde bir serveti tüketen A&P süpermarketin varisi, Bahamalarda öldü.”

Bizim kültürümüzde, “Değeriniz nedir?” sorusu karakterinizle değil, mali durumunuz ile ilgili bir sorudur. “Başarılı” olmak, sonunda başlangıçtakinden çok daha fazlasına sahip olduğunuz anlamına gelir. “Yanında götüremezsin” deriz ancak sanki götürebilecekmiş gibi davranır ve değerlendiririz.

Bay Hartford, istediğini istediği gibi yapmak için yeterli parası olduğu için kesinlikle şanslıydı. Gerçekten de “bir serveti tüketti” ve “80 milyon doları kaybetti” ifadelerinde önerildiği gibi bir başarısızlık örneği miydi? Times ve Journal neden onu servetini hayallerini yaşamaya harcadığı için kutlamadı? Huntington Hartford “Çoğu Amerikalı için en kötü hatalar mali hatalardır ve bu bakımdan ben Horatio Alger[1]‘ın tersi oldum” demişti.

Uzun zaman önce hoşlanmadığım bir işte çalışıyordum. Kötü bir iş değildi; güvenli ve hoştu. Başarılı oldum, ancak iş beni istediğim gibi tatmin etmiyordu. Boş zamanlarımı, beni hala büyüleyen simülasyonlar, araştırmalar ve yazılarla oynayarak geçirdim. Ne kadar oynarsam, işimde de o kadar sıkıldım.

Bir gün yakın bir arkadaşıma durumdan şikayet ettim; bu arkadaşım daha sonra benim için bir hediye haline gelen şu soruyu sormuştu: “O zaman sen neden işini bırakıp onun yerine ne istiyorsan onu yapmıyorsun?” Bırakma seçeneğinin açık göründüğünü biliyorum. Bana da bir çok kez öyle gelmişti. Ancak, “o zaman sen neden ” bölümünü ilk kez gerçek anlamda duyuyordum.

Neden bırakmamıştım? Çünkü kendimi “zorunluluk” hissine kaptırmıştım. Sabit bir gelir elde etmek zorundayım. Lider bir şirketin kartvizitini taşımanın sağladığı saygıya sahip olmalıyım. Yapmalıyım, yapmayı istiyorum değil. Varsayımlar, inançlar ve alışkanlıklar, yanlış değil ancak aynı zamanda uymam gereken doğa yasaları da değil.

Kendini dayatan zorunlulukların farkına vardığımda, bunların kararlarım üzerindeki etkilerini sorgulayabildim. Ertesi gün işimden ayrıldım. Hayallerimi yaşamak istedim.

O zamandan bu yana geçen yirmibeş yılda, zor zamanlardan geçtim ve zaman zaman eğildim. Kendime doğru kararı verip vermediğimi her sorduğumda yanıt her zaman, hemen, tereddütsüz evet oldu. Tatmin için güvenlikten vaz geçtiğimi biliyorum ve bazen güvenliği özlüyorum. Bazı insanlar güvenliği memnuniyete tercih edebilir. Ancak benim için şu ana kadar buna değdi. Ve artık böyle hissetmediğimde, başka bir şey yapacağım.

Kelime oyunları yapıp, “just do it” gibi sloganlar kullanmak istemiyorum. Zorunluluklar ile yapmak istediklerimiz arasında tercih yapmanın sonuçları ve riskleri vardır. 90 milyon dolar, Huntington Hartford’a, çoğumuzun sahip olabileceğinden daha fazla özgürlük ve güvenlik satın aldı. Yine de, tüm bu para onu hayallerini yaşamaya zorlamadı. Bunu yapmaya kendisinin karar vermesi gerekiyordu.

Parasızlık hayallerimizi yaşamanın önünde bir engel olabilir. İspanyolca’da yarın anlamına gelen “Mañana”nın ima ettiği zaman algısı da bir engel olabilir: Yarın yapacağım.

Mañana’nın özellikle ızdırap verici kararlarda cazip olduğunu iddia edebilirim. Böyle bir karara aylarca sarılmıştım. İki şey beni bu sıkışmışlıktan çıkardı. Birincisi kararı yeniden çerçevelemekti. “İstediğim sonucu elde etmek için ne yapabilirim?” sorusuna yanıt bulamayınca soruyu “Bekleyeceğim en iyi ve en kötü sonuç ne olabilir?” sorusuna çevirdim. Bu soruyu hemen yanıtladım. Beğenmediğim halde yanıtın doğru olduğunu biliyordum.

Ancak beni sıkışmışlıktan asıl kurtaran en iyi arkadaşımın, neredeyse 40 yıldır tanıdığım bir adamın tavsiyesiydi. “Hayatını karar vermek için harcama” dedi. O, ne söylediğini biliyordu. Bu, onu lösemiden kaybetmeden üç gün önce yaptığımız son konuşmamızdı.

Hayatınızı kararlar vermek için harcarsınız. Bu arada, işler değişir. Değerleriniz değişir. Hayalleriniz değişir. 4 yaşınızda kalbinizi kıran ya da sizi mutlu eden şey 40 yaşınızda önemsizdir. 40 yaşınızda kalbinizi kıran ya da sizi mutlu eden şey 20 yaşınızda anlaşılmazdı. Ve şu anda sahip olduklarınızı elde etmek için herşeyinizi verebileceğiniz bir gün gelecektir.

Mark Chussil, Advanced Competitive Strategies, Inc’in Kurucu ve CEO’su. İş dünyasında savaş oyunları düzenledi, dünyadaki Fortune 500 şirketleri için stratejik düşünce dersleri verdi ve strateji simülatörlerini yazdı.

Makale Orjinali: https://hbr.org/2017/05/dont-spend-your-life-making-up-your-mind?utm_campaign=hbr&utm_source=twitter&utm_medium=social

[1] Horatio Alger 19. Yy sonunda Amerika’nın en popüler yazarlarından. Yoksulluktan kurtulup zenginliğe kavuşan yoksul çocuk öyküleri ile ünlendi. İngilizceye ‘Horatio miti’ diye bir deyim kazandırdı.