İş hayatı, çalışanlardan sadece fiziksel ve bilişsel değil, duygusal anlamda da emek vermesini talep ediyor.

“Duygusal emek” kavramını ilk kez kullanan Hochschild, iş yaşamında kurulan ilişkilerde “müşterileri seyirci, çalışanları aktör, işyerini ise sahne olarak tanımlar ve bu ilişki sürecini sahnelenen bir oyun” olarak niteler. Bu oyun, hastanede bir hemşirenin rolüyle şefkat, anlayış, empati ve kişilerarası ilişkilerdeki pozitif duygular açısından daha sıcak iken, bir yazılımcı ya da analistin başrol oynadığı durumda daha serin bir nitelik taşıyabilir. Dahası bu duyguların ne kadar yoğun, ne kadar sıcak ve ne ölçüde derin olacağı çoğu zaman şirketlerin çalışanlarına yönelik taleplerinin içeriğini oluşturur. Tıpkı bir ekip liderinin projesi ile ilgili olarak coşku hissetmemesine rağmen çok heyecanlı bir yönetici izlenimi vermek ve ekip üyelerini motive etmek zorunda olması gibi, kişiler hissetmedikleri duyguları yansıtmak durumunda kalabilirler.

Sergiledikleri Duygularla Öz Duyguları Uyumsuz Çalışanları Bekleyen Tükenme Hali

Şirketler, çalışanların sadece tutum ve davranışlarını değil aynı zamanda duygularını da değerlendirme eğilimindedir. Bu ortamda, kişilerin kendilerinden beklenen ve gösterdikleri duygular ile hissettikleri gerçek duygular arasındaki uyum ve uyumsuzluk, yaşam kalitelerini birebir etkiler. Çalışanlar, çoğu zaman gerçek duyguları ile müşteri / patron / yönetici / ekip ya da iş ortaklarına göstermeleri gereken duygularının karşıtlığından dolayı yüksek stres altında tükenme halini yaşayabilirler.

Her iş, kişinin, kendinin ve diğerlerinin duygularını anlarak davranmasını sağlayan yetkinlikler takımı olarak bilinen “duygusal zeka” alanında yüksek beceri gerektirmese de, özellikle çalışanların yukarıda bahsedilen uyumsuzlukları iyi yönetebilmesi için bu yetkinliklere sahip olması fayda sağlar.

11 yaşında başlayıp yaklaşık 25 yaşlarına kadar ana hatları oluşan “duygusal zeka” kapasitesi yaşla birlikte yükseliş eğilimi gösterir. Bunun yanında bu zekaya dair becerileri öğrenmek irade, istek ve çaba gerektirir. Burada sevindirici olan nokta ise kişilerin yaşam kalitesini iyileştirecek düzeyde “duygusal zeka” yetkinliklerini eğitebilme imkanına sahip olması diyebiliriz.(1)

Kaynaklar: Wigglesworth,C. (2012), Spiritüel Zeka, Kuraldışı Yayınları