Donal Trump meşru bir başkandır. Tabii, geçen sonbahar seçimi nasıl yürüttüğü ile ilgili pek çok soru var ve popüleritesini büyük ölçüde kaybetti. Ancak açıktır ki, Delegeler Kurulu sistemine göre seçimi kazandı ve kişi değilse bile makam saygıyı hak etmektedir.

Ancak Trump’ın göreve başlaması ile ilgili daha önemli bir soru var : Etkin bir lider olmak için gerekli muhakeme, mizaç ve disipline sahip mi? Meşruiyet konusu çözülmüş olsa da yetkinlik konusu henüz çözülmedi ve bu konudaki göstergeler de pek umut verici değil.

Seçimden bu yana Trump, oyuncu Meryl Streep, meclis üyesi John Lewis, CIA direktörü John Brennan, tüm istihbarat teşkilatı, pek çok Avrupa lideri ve haber kanalları CNN ve Buzzfeed ile çeşitli kavgalara daldı.

Davranışı o denli bencil, hoşgörüsüz, orantı duygusundan yoksundu ki, düşünülebilen tek açıklama şu oldu: Kendine faydası yok. Kendisi her küçümsemeyi, her eleştiriyi adeta güdümlü nükleer füze gibi cevaplamak zorunda hissetmekte.

Bu aşırı duyarlılık bir başkanda en son ihtiyacımız olan özellik. Zira gelecek dört yıl boyunca her gün eleştiri bombardımanı altında olacak. Ve Barack Obama’nın “ 60 dakika” programında iyi bir başkan olmak için hangi yetkinlikler gerektiği sorusuna verdiği cevaptaki öğütleri dinlese iyi olur.

Obama “vurdumduymazlık” işe yarar diye cevap vermişti ve her halde kendisi bunu iyi bilir. Neticede yıllar boyunca, bizzat Donald Trump tarafından yöneltilen meşru bir başkan olmama acı verici suçlaması ile karşı karşıya kalmıştı.

Ancak konu sadece hoşgörü değil. Bir başkanda olması gereken en önemli yetenek kriz anlarında doğru kararlar verebilmektir. Soğukkanlılık ve sakinliğini koruyabilmektir. Bir güven, motivasyon ve evet, umut kaynağı olabilmektir.

Rooseveltlerle ilgili Ken Burn tarafından yapılan bir belgeselde köşe yazarı George Will, “Roosevelt Büyük Bunalımın ortasında işbaşına geldiğinde en etkili silahı o neşeli, çekici ve iyimser gülümsemesiydi” der.

Trump’ın yüzüne gülümseme değil somurtma hakim. Dertlere bulanmış gibi görünüyor ve seçim kampanyası hesaplaşmalara ve başkalarının dertlerini açık etme üzerine kurulmuştu. Hillary Clinton’a atıfla “ onu hapsedin” sloganı “Amerikayı tekrar harika yapalım” sloganı kadar ünlüydü.

Trump’ın kişisel yetkinlikleri ile ilgili şüpheler yeni değil ve seçim süreci kuşkusuz bunları ortadan kaldırmadı. Şu şaşırtıcı sandık anket sonuçlarına bakın: Seçmenlerin %61’I Trump’ın başkan olmak için gerekli vasıflara sahip olmadığını söylüyordu, ancak bu şüphecilerin %17’si yine de ona oy verdi. %63’ü başkan olmak için gerekli dengeli ruh haline sahip olmadığını söyledi, ancak bunların %19’u Clinton karşısında yine de onu seçti. Son ABC/Washington Post anketinde, 10 Amerikalıdan sadece 4’ü onu karar verme konusunda güvenilir buldu.

Trump bir aday olarak kusurları ve düşüşleri ile ilgili bu geniş kapsamlı korkuları atlatmayı başardı. Ancak işbaşına geldikten sonra bu kusurlar çok daha fazla sonuç yaratıcı olacaktır.

Rusya ile başlayacak olursak, Trump Moskova’nın seçimi kendi lehine çevirmeye çalıştığını rapor ettikleri gerekçesi ile bir çok kez istihbarat örgütlerine saldırdı. Sonunda, istemeyerek de olsa suçlamaların doğru olduğunu kabul etti.

Sonra kendisi ile ilgili zarar verici bilgileri açıkladıkları gerekçesi ile istihbarat dünyasını tekrar suçladı ve tamamen orantısız bir karşılaştırma yaptı: “ Nazi Almanyasında mı yaşıyoruz?”

CIA direktörü Brennan, Fox News’da vahşi suçlamaları için Trump’ı sert şekilde azarladı. Bu şekilde disiplinsiz davranışlarla ilgili “pek çok tehlike var” dedi Brennan. “Doğaçlama milli güvenlik çıkarları açısından işe yarayan bir şey değildir. Bu sebeple, bu şekilde konuştuğu, tepki verdiğinde .. Amerika üzerindeki etkileri ve sonuçları çok önemli olabilir. Bu sadece Trump ile ilgili değil… bu Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili.”

Ancak bizim başkanımız için her şey Trump ile ilgili. Princeton Üniversitesi profesörü, Franklin Roosevelt’dan George W. Bush’a kadar 12 başkan için altı yetkinliğin etkisini değerlendirmiş olan, başkanlık konusunda ünlü bir öğretim görevlisi Fred Greenstein’a kulak verin.

Fred Greenstein’ın çalışmaları ardından ulaştığı sonuç: Başarılı bir başkan için gerekli olan en önemli özellik, “öncelikle duygusal endişeden kaynaklı dikkat dağınıklığından uzak kalabilme yetkinliği”, yani “duygusal zeka”dır. İncelediği 12 liderin dördü açıkça “duygusal olarak özürlü” idi: Lyndon Johnson, Richard Nixon, Jimmy Carter ve Bill Clinton. Bu liderler duygusal yetersizliklerle güçsüzleşmişti.

Greenstein: Duygusal Zeka eksikliği çeken başkan adaylarına dikkat edin, bu yetkinliğin eksikliği durumunda kalan her şey küle dönüşebilir.” demişti.

Milletin iyiliği için, Trump’ın tedirgin edici şekilde sergilediği “duygusal endişe kaynaklığı dikkat dağınıklığı”nın başkanlık performansını mahvetmemesini umuyoruz.

Makalenin orijinali: http://www.weatherforddemocrat.com/opinion/columns/the-value-of-emotional-intelligence/article_f37085ed-fa48-5f86-bc68-f17e486fa061.html