Brianna Wiest

Zihinsel bağışıklık, duygusal hacıyatmazlığın temelidir.

Soğuk algınlığı veya grip hastalığının halihazırda hasta olan birinin sağlığını bozabilmesi gibi, küçük bir aksilik ya da rahatsız edici bir düşünce, “zihinsel olarak bağışık” olmayan birine aynı şeyi yapabilir. Zihinsel bağışıklık, aklımızı sadece korkutucu düşünceler veya dışsal zorluklar beklemekten uzak tuttuğumuzda değil, bu sorunlar ortaya çıktıklarında onlara tahammül etmek üzere şartlandırdığımızda olan şeydir. Bu, kişinin yaşamdaki amacını, acıdan kaçınmaktan, anlam inşa etmeye, acıyı yolculuğun bir parçası olarak kabul etmeye kaydırmaktır.

Zihinsel bağışıklık, olumsuz düşüncelere direnebilme ya da inkar edebilme değil, harekete geçmeden ya da otomatik olarak gerçekliği temsil ettiklerine inanmadan bunları gözlemleyebilmektir.

 Zihinsel bağışıklığa sahip olduğumuzda, düşüncelerimize ve duygularımıza üçüncü taraf bir gözlemci olabiliriz. Neye ihtiyacımız olduğunu, neyi istemediğimizi ve neyin bizim için gerçekten önemli olduğunu belirleyebiliriz. Yeniden entegrasyon süreci – ya da dirençsizlik – aracılığıyla bizi korkuttan düşüncelere daha fazla tolerans gösterebiliriz. Onlara ne kadar az tepki gösterirsek, o kadar öğrenebiliriz. Sıklıkla, sahip olduğumuz yinelenen düşüncelerle veya ortaya çıkmaya devam eden duygularla, iyileşmemiş bir kök ilişkisi vardır. Bu rahatsız edici hisleri işleyebilmek sadece tekil sorunların üstesinden gelmemize yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda hayatlarımızı da başka şekillerde ilerletecektir.

Öyleyse, zihinsel bağışıklığın iyi olduğunu biliyoruz, ama çektiğimiz acının içinde iken, onu nasıl inşa etmeye başlayabiliriz?

  1. Mükemmellik değil, bir ilerleme tutumu benimseyin.

Davranışlarınızda veya başa çıkma mekanizmalarınızda her gün % 1’lik bir iyileşmeyi hedeflemek, sadece bir sebepten ötürü yaşamınızı radikal bir şekilde değiştirmekten daha etkilidir: birincisi, gerçekten ulaşılabilir.

  1. Mücadele ettiğiniz ile özdeşleşmemeye dikkat edin.

Hayatlarını kaygıyla boğuşarak geçiren birçok insan, onun kendi kişiliklerinin bir parçası olduğunu varsaymaya başlar. “Ben kaygılı bir insanım” veya benzer ifadeler, yaygın ama mutlaka doğru değildir. Kendiniz hakkında kimliğinize dair bir fikir benimsemek, temel olarak kim olduğunuza inandığınız anlamına gelir ve değişimin önemli ölçüde zorlaşmasına sebep olur.

  1. Korkuyu ortadan kaldırmaya çalışmayı bırakın.

Korkunç düşünceyi bekleyin, ancak her zaman gerçeği yansıtmadığını da kabul edin.

  1. “Tuhaf” ya da üzücü düşünceleri, gerçekler olarak değil semboller olarak yorumlayın.

Kendi başınıza araba kullanmaktan, bir işi kaybetmekten veya bir tür doğal felaket içinde kalmaktan korkuyorsanız, bunun hayatınızda neyi temsil ediyor olabileceğini düşünün (belki de sevdiklerinizle bağlantınız kesilmiş gibi veya bir şekilde “güvensiz” hissediyorsunuz). Bunların çoğu sizi bir değişiklik yapmaya yönlendirmeye çalışıyor, o yüzden bu duyguları onurlandırın.

  1. Değişimi görmeye istekli olun.

İnsanlar uzun süreler boyunca bir şeyle mücadele ettikleri zaman, sadece sürmekte olan zamanın uzunluğundan dolayı, herhangi bir şeyin değiştiğini görmeye karşı bir direniş olabilir. Bir şeyi değiştirmeye istekli olma aslında onu değiştirmeye başlar. Bir günde başka hiçbir şey yapamazsanız, yüksek sesle söyleyin: Bu değişikliği görmeye istekliyim.

  1. Eğer korku olmasa, hayatınızla ne yapacağınızı hayal edin.

Bu şimdi yapmanız gerekendir. Onu “aşmak” için çabalamaya çok fazla odaklanmak aslında onu pekiştirir. Bu bizi kırılma, parçalanma alanında tutar. Odağımızı asıl önemli olana kaydırmayı öğrenmek aslında sorunu aşmamızı sağlar.

  1. Mevcut olun.

Hayatınızdaki her şeyi sabote eden şey, hazır bulunmaya isteksiz olmanın ürünüdür. Sürekli şu andan uzaklaşmak üzere alışveriş yapıyor, harcıyor, yiyor, içiyor, hayal ediyor ve plan yapıyoruz, bu da taşıdığımız duygular ile asla yüzleşmediğimiz anlamına gelir. Yaşadığımız anda mevcut olmak, zihinsel güç ve duygusal sağlığın geliştirilmesi için gereklidir, çünkü bu düşüncelerimize ve hislerimize gerçek zamanlı olarak yanıt vermemize ve onu yok etmek için sağlıksız başa çıkma mekanizmalarını benimsemeden önce sinirimizi bozan şeyle yüzleşmemizi sağlar.

Bilinçaltı zihin, doğru olduğunu düşündüğü her şeye inanır. Bu nedenle, kendimizi bilinçsizce yetersiz olduğumuz, tehlikede olduğumuz ya da sevilmediğimize ikna etmek üzere programlamamız kolaydır. Zihinsel bağışıklık, bu fikirleri bilincimizin ön saflarına getirdiğimizde ve duygularımızı muhakeme ile birleştirerek onları yıktığımızda olan şeydir.

Kendimize sürekli olarak, tüm duygu spekturumunun sağlıklı ve yararlı olduğunu hatırlatmak ve bir şeyin üstesinden gelmenin, ona rağmen hareket etmeyi öğrenmekten ziyade, onu ortadan kaldırmak olduğu düşüncesini bırakmak, kendi aklımızın kurbanı olmak yerine arzu ettiğimiz hayatlara doğru ilerlememize yardım edecektir.

Orjinal Makale: https://www.forbes.com/sites/briannawiest/2018/03/08/7-ways-to-become-more-mentally-immune-and-emotionally-resilient/2/#37260c667ebd